Sevgili Okuyucularım; Ekolojik değerler SOS Çanları çalmaktadır. Bu yazımda İğneli umut olan Arıların neden gittikçe önem kazandığını anlatmaya çalışacağım.  Ekolojide uykudaki canlıların uyanmasını sağlayan yegane canlı Arılardır; Genellikle rüzgarı arkalarına alarak uçarlar, doğal yaşamımızın devamlılığı için olmazsa olmaz bir canlı türüdür. Bu canlılar bazen canımızı iğneleri ile yakar. Genelde hayatımıza bal olarak tat sunarlar.  Arılar, ömürleri boyunca 1kg’lık bal için 60.000 km. mesafeyi 10.000 saatlik uçuş sürecinde 7 kg’lık bal enerjisi harcayarak gerçekleştirirler. Yaklaşık olarak bu süreç içerisinde 10 milyon çiçek nektarının da tadına bakarlar. Arılar koloni şeklinde kovanlarda yaşarlar. Bütün canlılarda olduğu gibi İnsanlar benzeri toplu yaşamlarını Kovanlarında gerçekleştirirler., Kendilerini yönetsin diye kraliçe arı seçerler, işçi arıları da var. Asgari ücretle değil, azami güçleriyle çalışır yaşamı paylaşarak artı değerlerini insanlara sunarlar. Sunumlarına bazen ormanlık bölgelerde Ayılar da nasiplenirler. Arılar’da erkek arılar bulunur. Partenogenez denilen üreme şekilleri var.

 Dünya üzerinde 16.000 arı çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:  Bal arısı olarak bilinse de, Bal arısı, Kafkas arısı, Yaban arısı, Avrupa eşek arısı,  Bombus arısı, yalnız arılar, duvarcı arısı çeşitlerinide saya biliriz.  Bu arı türlerinden insanoğluna besin üreten ve bilinmeyen birçok yaşam kaynağını sağlayan arıcılık faaliyeti sayesinde insanoğlunun ekonomisine kazanç getiren arı türü Kafkas arısı ve bal arısıdır. Bal arıları gün boyunca yaklaşık 200 çiçeği gezerek en kaliteli çiçek nektarını bulmaya çalışır. Bal Arılarının “boka” konduğu görülemez.  Arılar ancak kaliteli üreteceği bal için değeri yüksek olan çiçeği arayışa geçer. Bulduğunda ise kolonideki diğer arılara haber vermek için özel bir dans gösterisi yaparlar. Bu hareketleri ile evrendeki güneşin her 4 dakikada bir derece batıya gittiğini de hesaba katarak çiçeğin bulunduğu alanı bildirirler.  Arı Balı İçerisinde barındırdığı 300 kadar aktif bileşenin içerisinde dertlerimize deva ararız. Özellikle kanserle mücadelede,  günümüzde ise  COVİD-19 ile  çeşitli yollarla mücadele kaynağı arayışındayız. Yapılan çalışmalar, kanser hücrelerin yayılmasını önlemede ve kemoterapi ilaçlarının yan etkilerini hafifletmede etkili olduğunu görülmektedir. Alternatif Tıp çalışmasının ana kaynağını bu nedenle Bal oluşturmaktadır,  Propolis yanıkların  iyileşmesini destekleyici unsurdur. Son dönemde Propolis, melhem ve kremlerde de kullanılmanın kaçınılmaz önemli katkı maddesi olmuştur. Ülkemizde özellikle Kafkaslarda, Eski Mısırlılarda, Çin ve Hintlilerin bal arısının zehrini çeşitli Ağız içi yaraları, diş çürükleri, romatizmal, eklemsel ve çeşitli dermatolojik hastalıkların tedavisinde  “ağrıyan yeri arıya sokturularak” tedavi yapma yöntemi seçilirdi.

 İyi hoş güzelde, Arı ürünlerini yaşama ve ekonomiye kazandırma mücadelesi veren Arıcılarımızın günümüzde durumlar nasıldır? Üretimi kırsal alanda gerçekleştirilen,  arıcılık faaliyetleri ve arıcılık sektörüne olan ilgi kıymeti ölçüsünde her gecen yıl artmaktamıdır.  Günümüzde ise, kısır bir döngü içerisine itilmektedir diye arıcılık sektörünü gözlemliyoruz.

    Dünya toplam bal üretiminde, mevcut kovan sayısı ve bal verimine ilişkin 2016- 2018 yıllarına ait rakamlar yılları arasında dünya bal üretiminde %23 oranında artış yaşandığı ve toplam bal  üretiminin  1. 981. 641 tona  ulaştığı görülmektedir.

    Dünya’da 2018 yılı itibariyle en  çok  bal  üreten ilk beş ülke sırasıyla Çin, Türkiye, Arjantin, Ukrayna ve Rusya’dır.

     2018 yılı FAOSTAT verileri itibariyle Çin’in  9.200  000  adet  kovan  ile

dünya kovan varlığının %12’sine, 461 100 ton bal üretimi ile dünya bal üretiminin %28.4’ine sahip olduğu görülmektedir.   Türkiye ise 2018 Yılı itibarı ile 7. 843.141 kovanla dünya kovan varlığının  % 8.2’sine sahip olup,  101. 327 ton bal üretimi ile Dünya toplam  bal  üretiminin  %6.2’sini  gerçekleştirerek en çok bal üreten ikinci ülke konumundaydı.

    Türkiye’de arıcılığın bu seviye gelmesinden devletin yardımlarıyla değil, insanların bireysel fedakarca, uğraş ve çabaları neticesinde ulaştığı bilinmektedir.

   Üreticilerin, COVİD-19 sürecinde, ekonomik sıkıntılara itilmelerinin yanında, özelliklede Arıcılık yapanların kovan yerleşim bölgelerinde taşımacılıkta başlıca sorunlar karşılarına çıkmaktadır.

    Hani derler ya “ Arıyla, karıyı” gezdireceksin! Arıcılarımız ailelerini bırakarak yalnız başlarına kamyonlara yükledikleri Arıları, Yüzlerce Kilometrelere taşıyabilmenin sıkıntısındaki Nakliye ve Mazotun yüksek fiyatları altında ezilerek, Devletten teşvik, katkı ve yardım almadan çoluk çocuklarından, ailelerinden uzaklarda Ayvaz’sız Köroğlu misali kendilerine “Çamlıbeli” ararlar. 

    Arıcılarımız, bilimsel gelişmelerden yoksun, ilaç, mazot, şeker dahi kan pahası fiyatı teşkil etmesi nedeniyle, arıcılık alanında gelişmelerde borç batağına sürüklenmelerine neden olduklarına dair feryatlarını işitmekteyiz.

    Son zamanlarda devletin yardımlarını görmeye başlamış bulunmakta oldukları söylense de, genel olarak arıcılığa gönül vermiş bir insan engel ve sorunlarla karşılaşmadan idame yapamıyor hale gelmiştir.

  2019 – 2020  Arıcılığın konumuna baktığımızda karşımıza Dünya genelinde Çin. Arjantin, Rusya, Ukrayna dan sona Türkiye gelmektedir.

     Kocaeli’nden Manisa Saruhanlı bölgesine arılarını getiren bir dostum Mehmet D.; Tarımda çiftçinin durumunu anlatıyorsunuz, Arıcılığın sıkıntılarını anlatma imkanınız yok mu? Neden anlatmıyorsunuz, sıkıntılarımızı deyince yutkuna kalmıştım!

    Ne diye bilirim son günlerde Çukurova da “Adana’da” toplu arı ölümleri gözümün önüne geldi, Arıcılar TV Kanallarında sosyal medyalarda ağlayarak ekonomik ve çeşitli sıkıntılarını anlatıyorlardı. Tarımda kullanılan ilaçların kutularını gösteriyor arıların ölüm nedenlerini tarım ilaçlarına bağlıyorlardı,  Ülkemizde arıcılık dededen görme bir uğraş olduğu için bilinçli olarak bu işi maalesef yapamıyoruz. Tarım üreticilerimiz  kullandıkları ilaçların  zararlarını bilemiyorlarmı? Arıcılarımız karşılaştığı hastalıkların ne olduğu tam olarak algılayamıyorlar bunlar soru işareti olarak kalıyor.  Arıcılarımız genelde kulaktan dolma bilgiler ile müdahale etmeye çalışıyor. Bilinçsiz bir ilaç kullanımı bütün arılarının yok olmasına sebep olabiliyor, zamanında farkına varılamayan bir hastalık bütün arıları sararak geri dönüş olmayan ölümlerine yol açabilmektedir.

    Göçer arıcılık aynı zamanda hem araziyi bilinçsiz kullanmaya, hem de gittiği yerlerde ciddi sıkıntılara sebep olunuyor, hastalık taşınmasına veya hastalıkla karşılaşmaya sebep olunuyor.  Kontrollü bir arıcılık yapılmasının da önüne geçilmiş olunuyor. Tarım Bakanlığı bu göçer arıcılığın da kontrollü bir şekilde yapılmasına dair yönetmeliklerle organize ederek, destek pirimi, yani daha düzenli alanlar belirlenmesi, daha ekonomik ilaç, mazot, nakliye ve eğitim yardımı sağlayabilirse sabit ve göçer arıcılık ülke ekonomisinde olumlu yerini alabilir.

     Gerçek bu mu yoksa Ekolojik dengenin bozulması mı?   Başta Çukurova, Konya ovası gibi bazı bölgelerimizde Arılarda koloni halinde ölümler görmekteyiz. Türkiye'de iç anadolu'nun güneyinde ve Toroslar'da yaygın olarak Obruklar görülmektedir. Yeraltı suyunun CO2 ile birleşimi sonucu karbonik asit oluşur. Oluşan karbonik asit (H2CO3) kireçtaşınca zengin olan toprak tabakalarını çözerek yeraltında büyük mağaralar oluşturur. Oluşan bu büyük yeraltı mağaraları üstündeki toprak tabakasını taşıyamayınca doğal obruklar karşımıza çıkar. Ekolojik denge bozulmasında (CO2)  Karbonik asitlerin dağılımı Arıların yaşamsal hayatlarını toplu olarak etkilemektedir. Aksi olarak ta (CO2) Çekirgelerin hızlı üretiminde etken olduğu için Çekirgelerin çoğaldığı, Çin bilim adamları tarafından ifade edilmektedir.

         Arı ölümlerinin sebeplerine dair bilimsel olmayan sadece spekülasyonlar yapılabilmektedir. Bu duruma birkaç faktörler sebep olmaktadır. Taşıyıcılık, bulaştırıcılık ve tozlanma. Bir araya gelen bu faktörlerin önemi, özellikle bir arada etkileşimleri göz önüne alındığında, tam olarak sorunu çözücü olamamaktadır.  

    Yine de yeraltı suyunun CO2 ile birleşimi sonucu karbonik asit oluşumu, oluşan karbonik asit (H2CO3) kireç taşınca zengin olan toprak tabakalarını çözerek yeraltında büyük mağaralar oluşturması. Oluşan bu büyük yeraltı obruklarının üstündeki toprak tabakasını taşıyamayınca meydana gelen doğal göçük oluşumlarının bölgelerinden ve Fay kırıkları alanlarından arılar uzak yerleşim bölgelerine taşınmalıdır.

    Kireç tozları zaman zaman  tehlikeli olarak kabul edilmez. Yanmış veya hızlı, kireç ve hidratlanmış veya sönmüş kireç, kireç tozları arıların polen toplama alanlarında arı dokusunu yakabilecek hızlı etkili, tehlikeli şartlarda bulunduğu halde bu hastalığa kolay yakalanan kolonileri etki altına alan kimyasallardır   Fungus  havasızlık nedeniyle kovana taşınarak, kovanda  biriken CO2 ve nemli ortamda gelişen bu yakıcı kimyasalların arıları incitebildiği veya öldürebileceği bilinmektedir.

   Albert Einstein, açıklamalarında;

 “Arılar yeryüzünden silinip giderse, insanoğlu yalnızca dört yıl yaşayabilir. Arılar olmazsa döllenme olmaz, hiçbir bitki, hiçbir hayvan, hiçbir insan olmaz. Demiştir.

        Sağlıklı yaşayın sağlıcakla kalın.

İĞNELİ UMUT!
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
İYİ PARTİ HUKUK MÜCADELESİNİ KAZANDI MANİSALININ PARASI CEBİNDE KALDI
İYİ PARTİ HUKUK MÜCADELESİNİ KAZANDI MANİSALININ PARASI CEBİNDE KALDI
Eğitime Destek Platformu İl Koordinasyon Toplantısı Yapıldı
Eğitime Destek Platformu İl Koordinasyon Toplantısı Yapıldı